Teknoloji Mucizesi

Gelişen Teknoloji Evrendeki Yaratılış Sırlarını Keşfediyor

İçinde yaşadığımız evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktada meydana gelen büyük bir patlama ile ortaya çıktığı ve genişleyerek şimdiki şeklini aldığı, bugün bütün bilim dünyasının onayladığı bir gerçektir. Uzay boşluğu, galaksiler, gezegenler, Güneş, Dünya, kısaca evreni oluşturan tüm gök cisimleri, “Büyük Patlama” ya da diğer adıyla “Big Bang” adı verilen bu patlama sonucunda meydana gelmiştir.

Devamı…

Geleceğin Teknolojisi Müslümanların Eseri Olacak

Günümüz Müslümanlarının yaşadığı coğrafyaya bakılacak olunursa, Batı Afrika’dan Uzakdoğu’ya kadar yayılan geniş bir alan göze çarpar. Bu topraklarda yaşayan Müslümanların toplam nüfusu ise milyarı çoktan geçmiştir.

Devamı…

Günlük Hayatı Kolaylaştıran Enzim Teknolojisi

Çamaşır deterjanlarında kullanılan enzimlerin işlevi nelerdir?
Hangi enzimler meyve sularında kullanılıyor?

Devamı…

 

 

Günümüz Radar Teknolojisi

”Andolsun, Biz Davud’a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. “Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin” (dedik) ve kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.”(Sebe Suresi, 10)

Devamı…

Doğa ve Teknoloji

Doğadaki tasarımlar insan için her zaman tükenmez bir ilham kaynağı olmuştur. Modern teknolojik ürünlerin büyük bölümü, doğadaki tasarımların taklididir.

İnsanoğlu her geçen gün teknolojide ilerlemeler kaydetmekte, tasarım ve üretimde harikalar meydana getirmektedir.

Devamı…

More Articles…

  • Deccal Teknolojinin İmkanlarını Kullanarak Gerçek Yüzünü Saklayacak ve Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin Tanınmasına Engel Olacaktır
  • Bilim ve Teknolojiye Örnek Yaklaşım: Hz. Süleyman Devri
  • Altınçağ’daki Üstün Estetik Anlayışı ve Teknolojide Yaşanacak Gelişmeler
  • ‘Şekil Hafızası” ve Teknolojide Kullanım Alanları

    İslam Bilim ve Teknolojiye Nasıl Yön Verdi?

    Otomatik kapılar, kuyulardan motorsuz su çeken aygıtlar, demir, kalay ve kurşun gibi metallerin hassas belirlenmiş yoğunlukları, zamanın göreceliği, otomatik kontrol sistemleri… Bunların hiçbiri, içinde bulunduğumuz yüzyılın keşifleri değildir; bunlar, 6–7 yüzyıl öncesine ait buluşlardır.Bilim ve teknoloji, yaşadığımız yüzyılda dünya tarihini etkileyecek önemli gelişimlere ve değişimlere vesile oldu. Tüm ülkelerde, yaşam koşullarını köklü ve süratli bir şekilde etkileyen teknoloji, artan dünya nüfusunun pek çok sorununa çözüm getirdi.

    Dünyanın bugünkü medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi gelişimi de son derece hızlı oldu. Peki, bilim ve teknolojinin önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır?

    Yukarıda saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı olan “İslam Uygarlığı”nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran Müslümanlar o dönemde bile bilime sahip çıkmışlardır. Akıla ve bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok değere de kaynaklık etmiştir.

    Kuran’da, evrenin yaratılışı ve kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah’ın varlığının delillerinin görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.

    Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, bilimin maddi-manevi herşeyin Allah’ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat ettiğini görmekteyiz.

    Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı’da Roma ve Doğu’da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak, kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya başlamışlardır.

    Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır.

    İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından Cabir Bin Hayyan, ‘Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler’ olarak dört grupta toplar. Cabir Bin Hayyan’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier’e öncülük eder. El-Kindi, Einstein’dan 1100 yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır.

    El-Kindi, “Zaman cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlık da hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür” der.

    Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde Idrisi, Hamevi ve Taberi ve adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Sabit bin Kurra, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş, Batlamyusçu sisteme dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. Onüçüncü yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa’sında ise durum tamamen farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen durdurulmak istenmekteydi. (Harun Yahya, Kuran Bilime Yol Gösterir)

    Dünyanın Eğimini Hesaplayan Fergani

    Harezmi, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen Ahmet Fergani, enlemler arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya’nın eksenindeki eğimi en doğru şekilde hesaplıyordu.

    Trigonometrik bağlantıları bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren El-Battani, 877 yılından 929 yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve Kotanjant’ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant’ın sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar.

    Ebubekir er-Razi, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler.

    Ebü’l-Vefa trigonometriye Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batlamyus’a karşı; “Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir” diyerek, yaptığı sayısız denemelerle ‘göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne iletildiğini’ söyleyen İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür.

    Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden el-Beyruni; 973 yılında “Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu” söyler. İbnu’n-Nefis, 1200’lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.

    Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa’dan öğrencilerin eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa’nın en modern şehri olarak bilinmekteydi.

    Bilimin Müslüman Öncüleri

    Ebul İz El Cezeri

    XIII. yüzyılın başında, Diyarbakır Artuklu Sarayı’nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. El Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl gerçekleştirileceğini anlatan “Kitab-el Hiyal” adlı kitabın yazarıdır.

    Cezeri, tarihte sibernetiğin kurucusudur. Sibernetik; haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu bilim, zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanımıştır.

    Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal’ı; Almanlar Leibniz’i, İngilizler de R. Bacon’ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya koyan ve i-lim dünyasına sunan ilk bilgindir.

    Hazini

    Hazinî, ölçü ve tartı teorilerine yaptığı katkı ile tanınır. Bilime yaptığı diğer bir önemli katkı da yerçekimi hakkındaki görüşleridir. Hazinî, Newton’dan 500 yıl önce, “her cismi yer kürenin merkezine doğru çeken bir güç” olduğunu söylemiştir. Roger Bacon’dan yüzyıl önce de, dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça, suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır.

    Hazinî, kimyasal maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat ettiği hassas terazilerle, kimya bilimine de önemli katkılarda bulundu. Öyle ki, icat ettiği ve “Mizanü’l-Hikme” (Hikmet Terazisi) adını verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek farklı değildir.

    Elementler ( Hazini’ye göre / Modern kimyaya göre )

    Altın …………………………… 19.05 / 19.26

    Civa ……………………………. 13.56 / 13.59

    Bakır …………………………… 8.66 / 8.85

    Pirinç ………………………….. 8.57 / 8.40

    Demir ………………………….. 7.74 / 7.79

    Kalay ………………………….. 7.32 / 7.29

    Kurşun ………………………… 11.32 / 11.35

    Hazinî, Zîc-i Sanacarî (Yıldız Kataloğu) adlı eserinde, yıldızlar ve gezegenlerle ilgili bilgilere ve Selçuklu Devleti’nin enlem ve boylamlarına da yer vermiştir. ‘8216;Risale fi’l-Âlât’ (Aletler Bilgisi) adlı kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır.

    Musaoğulları

    Benu Musa kardeşler, Abbasi Halifesi Memun (M.S. 813-833) ve onu izleyen halifeler zamanında, matematiksel bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış kişilerdi.

    Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi’nde bulunan eserlerinde (A3474), sihirli kaplar, fıskiyeler, kandiller, bir dansimetre, bir körük ve bir kaldırma düzeninden bahsedilmektedir.

    Hârizmi

    9. Yüzyıl’da Hârizm’de dünyaya geldiği için Hârizmî adıyla tanınan ve büyük bir olasılıkla Türk olan Muhammed ibn Musa, Memun’un Bağdat’ta kurduğu Bilgelik Evi’nde bulunmuş ve bu kurumun kütüphanesinde matematik ve astronomi alanlarında araştırmalar yapmıştır. Aritmetik ve cebirle ilgili iki yapıtı, matematik tarihinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir.

    Hârizmî’nin cebirle ilgili bu yapıtı, 12. Yüzyıl’da Chesterlı Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye tercüme edilmiştir. Yapıtların en ilginç yönlerinden biri, açıların, trigonometrik fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren bir takım tablolar ihtiva etmesidir. Bunların dışında, Hârizmî’nin yön bulmada kullanılan usturlabın biri yapımını ve diğeri de kullanımını anlatan iki eseri daha mevcuttur. Hârizmî, Batlamyus’un Coğrafya adlı yapıtını, “Kitâbu Sureti’l-Ard” (Yer’in Biçimi Hakkında) adıyla Arapça’ya tercüme etmiş ve böylece, Yunanlıların matematiksel coğrafyaya ilişkin bilgilerinin İslâm dünyasına girişinde önemli bir rol oynamıştır.

    Ali Kuşçu

    Semerkant Rasathanesi’nin Müdürlüğü’nü yaptığı sırada, Akkoyunlular adına Osmanlılarla barış görüşmelerinde bulunmak için İstanbul’a geldi. Fatih Sultan Mehmet’in büyük desteğini gördü ve Ayasofya Medresesi’nde görevlendirildi. Burada, Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi değerli bilim adamlarını yetiştirdi.

    Bilhassa, astronomi ve matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim ve öğretim çalışmalarında bulunan Ali Kuşçu; Ayasofya Medresesi’nin çalışma programlarını da yeniden düzenlemiştir.

    Semerkant Rasathanesi’nde iken ‘Zic-i Uluğ Bey’ (Uluğ Bey’in Yıldız Kataloğu) adlı eserin hazırlanması için gerekli gözlem ve hesaplamaları yaptı. Söz konusu eser, çağının en ileri kurumsal matematik bilgilerini içerir.

    “Risaletü’l-Fethiye” adlı eseri ise 19. yüzyılda, İstanbul Mühendishanesi’nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök cisimlerinin yere olan uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da kitabının sonuna eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği 23o30’17” olarak tespit etmiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine oldukça yakın bir tespittir.

    Şerafeddin Sabuncuoğlu

    Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü doktoru ve tıp bilginidir. “Mücerrebname” adlı eserinde, kendi deney ve gözlemlerine yer vermiştir. Asıl çalışma alanı cerrahlık ve deneysel fizyolojidir. “Cerrahiyatü’l-Haniye” isimli eserinde, cerrahlıkla ilgili çalışmalarına yer vermiş ve yaptığı cerrahi müdahaleleri resimlerle tasvir etmiştir.

    Bursalı Ali Münşi

    Tıp bilimine yaptığı en önemli katkılardan biri ‘Kınakına’ hakkındaki çalışmasıdır. Burada bu ağacın kabuklarının humma, sıtma gibi hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili gözlemlerine yer vermiştir.

    Bu makale, Mercek Dergisi 30. sayı (Aralık 2003) 2. sayfada yayınlanmıştır.

    İnsan, Teknoloji Üretebilecek Yaratılıştadır

    Gezegenimiz, içerdiği su, hava, toprak, ışık gibi materyaller bakımından teknoloji üretimine son derece uygun niteliklere sahiptir. Hatta bu niteliklerin birbirleriyle etkileşimleri bile teknolojik tasarımların geliştirilmesine uygundur.

    Devamı…

    İnsan Beyni Bilgisayar Teknolojilerine İlham Kaynağı Oluyor

    Bilgisayar endüstrisinin günümüzdeki en temel hedeflerinden birini, bilgisayarları daha hızlı işler hale getirmek oluşturuyor. Hızlı bilgi transferi, gelişmiş dağıtıcı bilgisayarlar ve kusursuz çalışan bilgi paylaşım ağları günümüzde tüm bilgisayar firmalarının üretmek istediği türden teknoloji harikalarıdır.

    Devamı…

    İman Hakikatleri: Teknoloji Hücre İçi Bilgi İşlem Hızına Yetişemiyor

    Hücre içinde gerçekleşen bilgi transferi dünyanın en iyi istihbarat servislerinden bile daha hızlı ve daha verimli çalışmaktadır. Teknolojik açıdan hiçbir şekilde taklit edilemeyen bu sistemin en önemli özelliği dokusal organizmalardan oluşmasıdır.

    Devamı…

    Altınçağ’daki Üstün Estetik Anlayışı ve Teknolojide Yaşanacak Gelişmeler

    Altınçağ’da hayatın her anına hakim olan bolluk, zenginlik, güzellik ve ilerlemenin, sanat ve bilim alanına da hakim olacağı hadislerde işaret edilen bir başka gelişmedir. Altınçağ’da sanata büyük önem verilecektir.

    Devamı…

    More Articles…

    • Altınçağ’da Bilim ve Teknoloji
    • Ahir Zamana Yönelik Teknolojik İşaretler
    • Ahir Zamana Yönelik Teknolojik İşaretler
    • Altınçağ’da Bilim ve Teknoloji

      İnsan, Teknoloji Üretebilecek Yaratılıştadır

      Gezegenimiz, içerdiği su, hava, toprak, ışık gibi materyaller bakımından teknoloji üretimine son derece uygun niteliklere sahiptir. Hatta bu niteliklerin birbirleriyle etkileşimleri bile teknolojik tasarımların geliştirilmesine uygundur.

      Devamı…

      Bakterilerdeki Elektrik Üretim Teknolojisi

      Bu bir varsayım değil. Mükemmel tasarıma sahip mikroorganizmaların bizler için sağladıkları yeni bir imkan.

      Günümüzde enerji üretimi için birçok yöntem kullanılıyor. Bunların pek çoğu kömür, petrol gibi fosil kökenli yakıtlara dayalı. Kömür ve petrol yeryüzünde yaygın olmadığı için bu yöntemle enerji üretmek her zaman mümkün olmuyor. Üstelik bunları kullanarak enerji üreten tesisler için büyük yatırımlar yapmak gerekiyor. Bazen yatırım konusunda problem olmasa bile çeşitli çevresel sorunlarla karşılaşılabiliyor.

      Massachusetts Amherts Üniversitesi’nde geliştirilen bir yöntem enerji üretimindeki tüm yatırım ve çevresel sorunlara çözüm olmaya aday. Profesör Derek Lovley ve araştırmacı Swades Chaudhuri, bilimsel adı “Rhodoferax ferriredunces” olan bir bakterinin yaratılışındaki bir özelliği kullanarak elektrik ürettiler.

      Devamı…

      İnsan, Teknoloji Üretebilecek Yaratılıştadır

      Hatta bu niteliklerin birbirleriyle etkileşimleri bile teknolojik tasarımların geliştirilmesine uygundur.

      Mesela kum, belli şartlar altında cam haline getirilebilir. Camı düz bir levha haline getirirseniz, üzerine gelen ışık, kendi doğrultusunda bir değişiklik yapmadan içinden geçer. İnce kenarlı bir mercek biçimi verdiğinizde ise ışık tek bir noktada toplanacaktır.

      Burada dikkat etmemiz gereken çok önemli bir şey daha vardır:

      Kum, cam ve ışık arasındaki ilişkiyi bizler için anlamlı kılan şey gözlerimizdir. Gözün görme kabiliyeti, mevcut olandan daha az olsaydı, (beynimiz ve vücudumuzun geri kalan kısmı sağlam olsa bile) kumu cama dönüştüremezdik. Dönüştürsek bile, ışığın mercekteki değişimini fark edemeyebilirdik.

      Şüphesiz, gözlerimizin tasarımı şimdiki gibi olmasaydı, bunun sonucunda yaşayacağımız kayıp, sadece mercek yapamamakla kısıtlı kalmazdı. Böyle bir durumda, bugün var olan teknolojik ürünlerin pek çoğu bir işe yaramayacağı gibi, dünyada teknoloji diye bir şey de olmazdı. Çünkü teknoloji üretmek, sadece beynin gelişmişliği ile ilişkili değildir. Kollarımızın uzunluğu, kaslarımızın sağladığı kuvvet, elimizin hareket kapasitesi ya da parmaklarımızın hareketindeki uyum ve çeşitlilik de, teknoloji üretebilmek için gereklidir.

      Devamı…

      İnsan Burnundaki Teknolojiye Elektronik Burunlar Ulaşamıyor

      Ancak bazı tehlikeler vardır ki bu iki duyunun kapsamı dışında kalır. İşte böyle durumlarda koku duyusu devreye girer ve uyarıcılık görevini başarıyla üstlenir. Herhangi bir işle meşgulken, evde meydana gelebilecek muhtemel kazaları düşünün. Örneğin, mutfaktaki bir gaz kaçağını sadece koku alma duyumuz sayesinde hissedebiliriz. Ya da görüntü alanımızın dışındaki bir yangını haber veren ilk işaret dumanın kokusudur. Koku duyusu zayıf ya da tamamen kaybolmuş olan kişiler böyle durumlara karşı savunmasızdırlar.

      Sözü edilen tehlikelere önlem olarak bazı elektronik cihazlar geliştirilmiştir. Bunların tasarımında, insan burnunun koku alma niteliği örnek alınmıştır. Mesela, bu doğrultuda üretilen gaz veya yangın detektörleri burnun çok kaba birer taklidinden ibarettirler.

      Devamı…

      İnsan Beyni Bilgisayar Teknolojilerine İlham Kaynağı Oluyor

      Hızlı bilgi transferi, gelişmiş dağıtıcı bilgisayarlar ve kusursuz çalışan bilgi paylaşım ağları günümüzde tüm bilgisayar firmalarının üretmek istediği türden teknoloji harikalarıdır. Ancak bilgisayar dünyasında hız ve bilgi kapasitesi arttıkça modem büyüklüğü de ister istemez artmaktadır. Yani bilgisayarların ebatları giderek büyümektedir. Bilgisayar üreticilerinin ya da diğer teknoloji tasarımcılarının en büyük arzusu ise tüm bilgileri sığdırabilecekleri kullanışlı ve küçük işlemciler üretmektir. Bunun içinse çip ve transistörlerden kurulu tasarımın kendi içinde mümkün olabilecek en geniş ve hızlı haberleşme ağını sağlaması gerekmektedir. Bir bilgisayarda kullanılan çiplerin sayısı arttıkça, hızı da doğru orantılı olarak artış gösterir. Ancak çiplerin sayısı belli bir sınırın ötesinde artırılamamaktadır. Çünkü çip sayısı arttıkça enerji gereksiniminin karşılanması da neredeyse imkansızlaşmaktadır. Bu tür sorunlara çare arayan bilgisayar mühendisleri için ise insan beyni ilham kaynağı olmuştur.

      Devamı…

    515 Milyon Yaşındaki Optik Tasarım

    Bu bilim adamı, sineğin gözlerindeki bal peteğine benzer yapıları ve bu yapılar sayesinde, özellikle eğik gelen açılardaki ışığı çok daha iyi algıladıklarını fark etmiştir. Nitekim daha sonraları yapılan araştırmalarda bu hipotez doğrulanmıştır.

    Bilim adamları bugün bu bulgular sayesinde, uydularda enerji sağlamak için kullanılan güneş panellerinden çok daha fazla verim elde etme imkanı sağlamışlardır. Çünkü güneş panellerinde en çok verim, paneller ısı ve ışık dalgalarını hiç yansıtmadığında alınabilmektedir. Sineğin korneasını inceleyen bilim adamları yeni bir anti-reflektör maddenin varlığını da keşfetmişlerdir. Işığın yansımasını engelleyen bu madde, güneş panelleri için çok uygun yapıya sahiptir ve üstelik bu panelleri sürekli olarak güneşe doğru çevirmeye yarayan pahalı ekipmanların da gerekliliğini ortadan kaldırmıştır.

    Uzay teknolojisi bu tasarımı daha yeni keşfedip kopyalarken, sinek bu özelliğe milyonlarca yıldır sahiptir. Çok keskin, renkli görmeyi sağlayan bu benzersiz yapı, sineğin ne derece üstün bir yaratılış örneği olduğunu gösterir. Fakat bu örnekler sadece, aklını kullanabilen ve yaratılan her varlığın Allah’ın kontrolünde olduğunu anlayabilen yani iman eden insanlar için anlaşılırdır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: